Tanışalım, Bizler Kimiz?

 
 
 

ANESTEZİ EKİBİNİ TANIYALIM

 (Bizler kimleriz ? Neler yaparız ?)

 

Çoğu kişinin “narkozcu” diye adlandırabildiği anestezi ve reanimasyon uzmanları (anestezistler) aldıkları 6 yıllık tıp eğitimi sonrası, tam teşekküllü devlet hastanelerinde yada tıp fakültelerinde mezuniyetleri sonrası 4 – 5 yıl daha eğitim alarak, deneyim kazanıp anestezi dalında uzman olarak çalışan tıp doktorlarıdırlar.

Yardımcılarımız olan teknisyen / teknikerler ise ; sağlık meslek yüksek okul mezunu da olabilen, teknik meslek lise eğitimini almış arkadaşlarımızdır.

Bizlerin çalışma alanları günümüzde yalnızca ameliyathanelerde cerrahi anestezi uygulaması ile sınırlı kalmamaktadır. Algoloji (ağrı bilimi) ve reanimasyon (yoğun bakım) ünitelerinde de bizleri görebilirsiniz..Pek çok kliniklerde bizlere raslamanız mümkündür..

İnsan oğlu yaşamının bir kesiminde rahatsızlanınca tedavisinde cerrahi girişimler kaçınılmaz olur. İşte bu cerrahi girişim, organizma için başlı başına bir stres ve büyük bir travmadır. Teknolojik gelişmelere paralel gelişen anestezi uygulamaları, bu travmaya ve dayanılmaz olabilen ağrıya rağmen organizmayı vede hastayı korur. Günümüzde var olan vede cerrahi travmaya bağlı gelişebilecek olan ağrının giderilme yada oluşumunun engellenmesinde anestezi göz ardı edilmeyecek klinik tıp dalıdır.

Klasik anlamda anestezi narkoz değildir !.

Genel anestezi uygulamalarımızda günlük konuşmalarda gerek sağlık çalışanları arasında, gerek hasta ve yakınları tarafından söz edilen yaklaşım ve bilgi paylaşımı vardır. “Hasta  uyudu mu?“.. Evet bu terimi cerrah arkadaşlarımızda sık kullanmaktadır.Anestezi bilinen bir fizyolojik-doğal uyku hali değildir! Özellikle genel anestezi uygulandığı zaman bilinç geri dönüşümlü bir süreliğine  kaybolur, bu durum yanlış terminoloji ile “hasta uyudu” olarak lanse edilmektedir.Fakat bu normal bir uyku durumu değildir.Bilinç kaybı yanısıra vücudun (organizmanın) bazı fonksiyonlarıda durmakta yada yavaşlamaktadır.Organ ve sistemlerin gerek doğrudan cerrahiye, vede anestezik ajanlara bağlı etkilenen sistem ve organlarımızın  sağlıklı olarak işleyişinde kontrol ve gereğinde düzeltme(tedavi) görevi ; tüm cerrahi süreç boyunca yanınızda bulunan başta anestezi uzmanı ve ekibince sağlanmaktadır.Eksik bilindiği üzere; İşlem sırasında anestezist sizi terketmez..yanınızdadır!.

Eski terminoloji ile, sıklıkla “derin uyku hali” ile özleştirilebilen “Narkoz” un anestezi ile hiç bir benzerliği yada ilgisi yoktur!..Anestezi, Narkoz değildir!

Anestezi; terminolojik karşılığı ile ağrı duyusunun olmaması & yada geçici bir süre kaldırılmasıdır.Modern anestezik ilaçlar alışıla geldiği gibi narkoz ilaçları değildirler (ilerde konuya değinilecektir!).

Cerrahi işlem elde olmayan sebepleri ile ister istemez tek başına bir travmadır. Bir bakış açısı ile amacın insan sağlığını uzatmak, patoloji ve zararı ortadan kaldırmak olan cerrahide, bu travmadan hastanın en az zararla çıkmasını sağlamaya çalışan anestezi grubu olacaktır (anastezinin olmadığı bir cerrahi işlem düşünün!).

Cerrahinin elde olamayan ve yapılması zaruri girişimlerine karşın hastayı yaşatma sanatıdır ” diyen, Türkiye’de anestezi’nin kurucu ve öncüsü olan rahmetli Prof. Dr. Sadi SUN anesteziyi böyle tanımlamıştır.

Pek çok tıp dalı ve diğer meslek gruplarında da gözlenebilen çalışma alanındaki ; Fiziksel, kimyasal, biyolojik ve psikolojik akla gelebilen pekçok zorluğu üstlenir ve yaşarız. Genellikle kapalı ortamları ile (ameliyathaneler) sabah erken saatlerde,sıklık ile  apartmanların zemin hatta bodrum katlarında olan, havalandırmalı ancak doğal ortamdan bağlantısız, izole duvarlar ve onlardan oluşan odacıklarda günler geçer.Ameliyatı yapan cerrah arkadaşlarımız, ameliyat olan hastalarımız.. onlar sürekli değişir, biri gider diğeri gelir… Oysa anestezi ekibi ve ameliyathane diğer çalışanları, hep oradadırlar..

Kendi organ ve dokularımız üzerine (sağlığımıza) zararlı olabilecek toksik etkili gazları, atıkları sürekli solumak, hastaların salyaları, kanları, idrarları ve her türlü atıklarından bulaşabilecek bir dolu hastalığa yakalanma ve ailesine de bulaştırma riskine en yakın ve en fazla sıklık ile yaşayan sağlık çalışları bu grupta yer almaktadır. Hastaya ait var olan sorunları yanı sıra gelişebilecek her türlü ciddi ve riskli sorun ve komplikasyonlarda “son adam” olduğunun bilincinde, kendisinden kaynaklanmayanların da gidermesi gerektiğini, istenmese de hasta yaşamını riske sokan faktörlere bağlı olarak, son’un ölüm demek olduğunu bilmenin gerilimiyle, tedbirlerini alarak deneyimleri ile kendisinden vererek çabaladığımız günler ve anlar hiç de az değildir!..

Mesleğe başladığım ilk yıllarda; Hasta için, iyi olursa “cerrah ve Allah” tan, kötü olursa “anesteziden (halk deyimi ile narkozdan)”  denildiğini dönemleri artık geride bırakmış gibiyiz.Günümüzde anestezi ve anestezistin konumu daha net anlaşılır olmuş, gelişen teknoloji ile deneyimler ile sorunlar çok daha küçük oranları ile kaybolma aşamasına gelmiştir.Pek çok hasta işlemden önce anestezistine rahatlıkla danışmakta, sorular yöneltmekte ve konu önemini vurgulamaktadır.

Amaç hastanın iyiliği, sağlığıdır.Bu durumda tüm ekip ile sağlanan başarı ve ekip çalışmasına bağlı olacaktır.

Gerek cerrahi ekip, gerekse anestezi dahil tüm amelyathane ekibinin ortak bir amacı vardır. O da, hastanın sağlığı ve tedavisinin istenilen başarıda olma beklentisidir.

 
 

ANESTEZİYE GİRİŞ & TANIMLAR

 
 

     

  • Tarihçe :

Anestezi, geçmişi 1,5 asır öncesine dayanan, çok yeni bir bilim dalı olmasına rağmen kısa sürede çok hızlı gelişerek bir yandan kendi içinden Algoloji ve Yoğun bakım gibi iki yeni bilim dalının daha doğmasına, öte yandan cerrahinin önceden tahmin edilemeyecek ölçüde gelişmesine katkıda bulunmuş tıp dalıdır.

Aslında ağrı ile insanın uğraşının insanın yaradılışı ile başladığını göz önüne alırsanız anestezinin tarihinin çok eskilere gittiğini görürsünüz.

Dünya 30 Eylül 1846 Massachusset General Hospital’de MORTON’un yaptığı Eter Anestezisi gösterisini modern anestezinin başlangıcı olarak kabul etmiştir. Bilim dalının adı ise Morton’un kendisi gibi anestezi ile uğraşan ve daha çok azot protoksit üzerinde çalışan O.W.Holmes’e yazdığı, 21 Kasım 1846 tarihli mektupta “Yaptığımız işin adı ANESTEZİ olsun” önerisi sonucunda koyulmuştur.

Kelime latince kökenli olup “estezia”= duyu, his–kelimesinden başına “an”- olumsuz eki getirilerek türetilmiştir (Hissizlik & duyusuzluk).

Anlam kargaşası yaratmamak için benzeri anlamlarda kullanılan terimlerden birkaçını açalım ;

  • Analjezi : Bilinçli ve uyanık bir kişi için ağrının ortadan kaldırılması yada azaltılmasını
  • Derin sedasyon : sedasyonun yanı sıra artık bazı koruyucu olabilen bir takım reflekslerin kısmen kaybolduğu, ancak kişinin kendi spontan – istemli  solunumunu desteksiz sürdürebildiği vede daha yoğun ve şiddetli fiziksel uyarılarla yanıtın alındığı halleri ifade etmesidir.
  • Sedasyon / sakinleştirme : Bilinç veya uyanıklık deprese edilerek ( baskılanarak )  ancak kişinin kendi solunumu gibi başlıca yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirebildiği, değişik uyarılara ve komutlara uygun yanıtların verildiği durumu
  • Derin sedasyonun bir sonraki aşaması da ; Organizmada duyu, bilinç, refleks ve motor fonksiyonların geçici olarak ve geri dönüşümlü, değişik kimyasallarla baskılanma haline de “genel anestezi ” dendiğini hatırlatmak isterim (kısaca yapay olarak oluşturulmuş, fizyolojik olmayan bir nevi uykudur)
  • “Narcose” = narkoz kelimesi de latince kökenli olup stupor (hastanın ancak tekrarlayan şiddetli uyaranlarla uyandırılabildiği derin uyku veya cevapsızlık durumudur – bir koma tipi. Uyarı azalınca hastalar cevapsızlık durumuna dönerler), torpör (cansızlık, hissizlik, haraket yeteneğinde kayıp) anlamına gelmektedir.

Ancak Anestezi her zaman bilinç kaybı ile birlikte olmadığından bilim dalının adı olarak Anestezi kelimesi daha doğru bir adlandırma olarak kabul edilmiştir.

Bilim dalının adı ANESTEZİYOLOJİ olup, bu işle uğraşan hekimlere anesteziyolojist – anestezi uzmanı, yardımcılara anestezi teknisyeni veya anestezi hemşiresi denilmektedir.

Anesteziyoloji; Ameliyat edilecek hastanın ameliyat döneminde ve sonrasında ağrı duymasını önleyen, gerek ağrı duyulmasını önleyen yöntemlerin, gerekse cerrahinin etkisi sonucu bozulan yaşamsal fonksiyonların normal olarak sürdürülmesini sağlayan, bu arada ortaya çıkan her türlü tıbbi sorunların tedavisini yürüten ve cerrahi dışında her türlü tıbbi sorunlardan arındırılmış olarak taburcu edilmesini sağlayan bir bilim dalıdır…Bugün klinik uygulama açısından kabul edilen en geçerli tanımlama budur..

(Tarihçe bilgisi ; İstanbul Tıp Fak.Anestezi klinik notlarından kaynak olarak alınmıştır!)

 

Anestezi girişimleri uygulanma şekillerine göre ;

1 – Genel anestezi
Geçici olarak önemli yaşamsal bir takım fonksiyonlarda bir değişim olmadan ; geri dönüşümlü olarak bilinç kaybı, refleks aktivetede azalma ile özellikle çizgili adelelerde rahatlama (gevşeme) ile seyreden klinik bir durumdur.Kullanılan ilaçlarla merkezi sinir sisteminin, sınırlı ve geriye dönüşümlü depresyon durumudur da denebilen ifadedir.

2 -Lokal anestezi
Her hangi bir bilinç kaybı olmadan, vücudun belirli bir bölgesinde ağrı duyusunun, sinir iletiminin özel ilaç enjeksiyonu ile (lokal anestezikler) kaldırılmasıdır. Bu da uygulanma şekline ve etkilediği alana göre

• Topikal  (temas, sürme, emilme)
• İnfiltratif & Lokal (cilt uyuşturması,iğne ile uyuşturma)
 
• Rejional & bölgesel (spinal yada epidural) olarak isimlendirilir.

Anestezinin amacı, temelde ameliyatlarda oluşabilecek ağrının ortadan kaldırılmasını sağlamakken, günümüzde bu tıp dalı ameliyat dışı ;
Reanimasyon (yoğun bakım), algoloji (ağrı bilimi) gibi alanlarda çalışma ve insanlığa hizmet etme yolundadır.Gün geçtikçe çalışma alanlarımız daha da yaygınlaşmaktadır. Ameliyathaneler bir ekibin oluşturduğu ünitelerdir.Genelde sorumluları anestezi uzmanı olmakla birlikte, bir hekimin denetimiyle anestezi teknisyenleri, ameliyathane hemşireleri, yardımcı sağlık personelinden oluşan kompleks yapılardır.Buralar mikroorganizmadan arıtılmış,hijyenik ve steril alanlardır (izole ortamlar).

Günümüzde kullanılan anestezik ajanlar modern teknolojiye uyan, yan etki ve sorunları ile minimalize edilmeye çalışılan kimyasallardır.Bu ilaçlar genel anestezi için özel sistemlerle (anestezi cihazları) genelde solunum sisteminden, bazen de damar içi uygulamalarla vucuda verilirler.Tüm işlem sırasında gerek bu ajanların doz kontrolleri, gerekse hastanın yaşamsal bulguları ki bunlar; solunum, nabız, tansiyon, kandaki oksijen seviyesi, vs özel monitör sistemleriyle takip edilmekte, gözlemlenmektedir.Bunlar alarm içerikli cihazlardır.Son yıllarda güvenirliğe dayalı bu sistemlerin ameliyathanelerde kullanımı artmıştır.

Anestezi uzmanı olarak bizlerin en yakın çalışma arkadaşlarımız teknisyenlerimizdir.Her türlü teknik hazırlığımızdan, sorumluluğumuz altında ve belirlediğimiz anestezi planı ile hastaların anestezi uygulamasından idamesine kadar yardımcı olan ekip elemanlarıdır.

Ameliyat olacak hastalar genelde en az 1 gün öncesinden hastaneye yatışları yapılarak gerekli olan yapılmış tahlilleriyle ameliyata ve anesteziye hazırlanırlar.Bazı ayaktan girişimlerde yatış olmamaktadır.

Yavaş yavaş anesteziyi tanıyalım ne dersiniz ?

 

ANESTEZİ RİSKİNİN BELİRLENMESİ & AMELİYATLAR

 

Yapılacak ameliyatlar,  zamanlama açısından ;

Acil, aciliyeti geciktirilmiş – kısmen bekletilebilir ve bekleyebilen olmak üzere 3 grup olarak sınıflanabilir. Bu gruplardan birinde yer alacak hastanın  ameliyatın, üstteki sıralamada zamanlama açısından nerede olduğunu, operasyonu yapacak cerrah belirler. Anestezist ise, gereğinde diğer branşlardan (dahiliye, nöroloji, kardioloji vs. konsültasyon hasta değerlendirmeleri ile) aldığı tıbbı bilgi ve ek dökümantasyonlarla ; elinde var olan teknik ve tıbbi koşullarıyla hasta ve cerrahisiyle ilgili düşünce ve kaygılarını cerraha, ayrıca hasta ve / veya vasisine bildirmekle yükümlüdür. Cerrah, bu yönlendirme ve kaygıları (oluşabilecek sorunlar) inceledikten sonra, ameliyatı yapmaya karar verir. Bir anestezist hastanın ameliyat olup olamayacağına ait karar veremez!, yalnızca riskleri belirler, optimum koşullarda cerrahi anesteziyi planlar ve hasta ile cerrah’a bu konuda endişe ve beklentileri paylaşır..

Anestezi uzmanı da hasta için anestezi yöntemini planlayacak, gerekli hazırlıklar yaparak uygulamada oluşabilecek yüksek riske rağmen, ameliyatın başarılı olabilmesi için (ameliyatın fayda zarar oranlarıyla) elinden geleni yapmayı hedefleyecektir.

Ancak ameliyat kararının (acil, bekletilebilir, yarar / zarar oranları vs. ) tüm sorumluluğu cerraha aittir.
Ameliyat öncesi konsültasyon amaçlı diğer klinik birimlerinden istenilen ise ; hastada önceden var olan tıbbi sorunların düzelme olasılığının olup olmayacağı yönündedir. Bu durumda ameliyat ekibinin hastasına olan yaklaşımı aşağıdaki şekilde olmalıdır.

 

Operatör (cerrah) tarafından hastaya yapılacak açıklama :

  • ameliyatta yapılacak girişimin türü ve boyutu
  • ameliyatın tekniği
  • oluşabilecek sorun ve komplikasyonlar
  • ameliyet zamanı
  • ameliyat önce ve sonrası uygulamalar
  • varsa hasta sorularını yanıtlama  şeklindedir…

 

Anestezist tarafından yapılacak açıklama :

  • hasta ve cerrahiye göre belirlenebilen anestezi yöntemleri ve bunları olası riskleri
  • ameliyat öncesi gerekli sıvı, gıda, ilaç vs. ayarlaması
  • premedikasyon denilen hastayı fiziksel ve psikolojik olarak, belirli ilaçlarla ameliyata hazırlama (halk arasında cesaret iğnesi tanımı – ki  böyle bir tanımlama hata!)
  • hastanın istekleri, korku ve soruları göz önüne alınarak ameliyat sonrası bakım ve tedavisinin belirlenmesi biçimindedir.
  • Hasta ve yakınlarına girişimsel işlemler açıklanmalı ve her iki taraf (hasta ve ilgili ekipman sorumluları) arasında yazılı belge halinde imza altına alınmalıdır * hasta bilgilendirme ve onay formu * (ileride – bakınız).
  •  Ameliyatın yapılabilirliğindeki aciliyet ne kadar az ise, riskler hakkında o derece geniş ve ayrıntılı konuşmak gereklidir.

 

RİSK TAHMİNİ VE DEĞERLENDİRME :

Bir hastanın anestezi alıp alamayacağı sorusu ile sık karşılaşılmaktadır. Bunun belirlenmesinde kesin kurallar yoktur. Hayati bir cerrahi girişim söz konusu ise sorun hastanın anestezi alıp alamayacağı değil, en iyi şekilde nasıl ve ne türde uygulanacağı konusudur.

Anestezi riskinin belirlenmesi, anestezi uzmanınca var olan koşullar ile cerrahi gereklilik eşliğinde yapılmalıdır. Uluslararası geçerliliği ile son kabul gören risk değerlendirmesi, Amerikan Anesteziologlar Birliğinin (ASA) sınıflamasıdır. Risk sınıflaması buna göre :

 
 

ASA-1 : Normal sağlıklı hastayı tanımlar (cerrahisi harici klinik ve laboratuar bilinen patoloji yoktur)(operasyon seyrinde anestezi dahil bir nedenle ölüm oranı  bu grupta %  0,06 – 0,08 , bir çalışmanın istatistik bilgisidir !)
ASA-2 : Genel durumu bozmayan,hafif hastalığı bulunan hastadır (kontrollü komplikasyonsuz diabet,  regüle olmuş komplikasyonsuz hipertansiyon gibi..) (bu grupta oran  % 0,2 – 0,4)
ASA-3 : Ağır, genel bir hastalığı bulunan ve gücü azalmış hastadır (gizli kalp yetmezliği, geçirilmiş kalp krizi..)(bu grupta oran  % 1,8 – 4,3)
ASA-4 : Sürekli hayati tehlike gösteren, inaktive edici hastalıklı durumdur (tedavisi olamayan kalp yetmezliği-solunum yetmezliği, ağır karaciğer ve böbrek yetmezliği )(bu grupta ise % 7,8 – 23)
ASA-5 : Ameliyat yapılsada yapılmasa da, gelecek 24 saat içinde yaşamını sürdüremeyeceği beklenen ölümcül hastadır (burada ise % 10 -51 çıkmıştır).
ASA-6 : Beyin ölümü gerçekleşen, organ nakli için sonradan belirlenmiş bir gruptur.

 

Her türlü tıbbi girişimde olduğu gibi anestezi uygulaması da hasta için bir risk yaratmaktadır.

Anesteziye bağlı ölüm oranı çok düşüktür. Doğrudan anesteziye bağlı ölüm oranlarını belirlemek herşeye rağmen güçtür. Hastaların % 0,008 – 0,009′ u primer (birincil, anestezinin tek başına sorumlu tutulduğu) olarak anestezi uygulamalarıyla hayatını kaybeder oranı istatiksel bir veridir.Oysa cerrahisi sırasında oluşan ölüm olaylarının % 0.05 oranı anestezi ile bağlantılı olarak sonuçlanmıştır (kaldı ki doğrudan anestezi sorumlu değildir !).Gelişen teknoloji ve deneyimli ekimler ile bu korkutan oran ; 200 bin / 1‘ lere düşmüştür.

Alınan tüm emniyet standartlarına karşılık anestezi hasta için, hala bir fiziksel yük oluşturmaktadır ve kısmen yazgı ile ilgili, kısmen de insani veya teknik hatalara bağlı olarak meydana gelebilecek birçok ve oldukça tehlikeli sorun ve komplikasyon olasılıkları hala söz konusudur.

 

Anestezi ve ameliyat için risk faktörleri:

Hastanın var olan kalp dolaşım sistemindeki hastalıklarına, akciğer hastalıklarına, yandaş var olan diğer rahatsızlıklara, yapılacak ameliyatın türlerine (acil ameliyatları, göğüs karın cerrahileri, kafa içi girişimler ki bunlar riski arttırır), cerrahinin uzun sürmesine, hastanın yaşına bağlı olarak farklılıklar gösterecektir.

Tıbbi gelişme ve tekniğin mükemmelleşmesi sonucu hasta için anestezi riski gitgide azalmıştır. Özellikle basına intikal eden durumlarda, anestezi altında veya ölümle sonuçlanmayan bazı tıbbi sorunların, işlem sonucu bir hastanın ölümünün sıklıkla anestezi / anesteziste bağlanması son derece yanlıştır.

Ülkemizde adli makamlara intikal eden cerrahi sırasında ölüm dahil sorun ve komplikasyonlarda anestezinin sorumluluğu abartıldığı kadar olmamakta, anestezi alehine sonuçlanmış vakalar son sıralarda yer almaktadır.

 
 

HASTA BİLGİLENDİRME & ONAY FORMU 

 

Uluslararası kanunların çoğu, hasta izni olmadan kendisine yapılacak tüm girişimleri vücudu yaralamak olarak  değerlendirmektedir. Hastanın kişisel kararını verme hakkı burada temeldir.Bu nedenle ameliyat öncesi gerek cerrahi gerekse anesteziye ait bu onay formu imza karşılığı mutlaka alınmalıdır.

Cerrahi bilgilendirmeyle beraber (bunu cerrahi dal yapar) anestezi adına ilgili anestezistle, ameliyat öncesi günlerde yapılan bir vizitle konuşularak sözlü ve yazılı hasta izni alınır. Operatif girişimlerden önce hastayla yapılan konuşma ile olası komplikasyon ve sorunlara karşı uyarıcı olmak esastır.Böylelikle hasta, çeşitli olasılıklar hakkında gereğince bilgilendirilmiş olur. Olaya objektif olarak bakıldığında uygulamacının hiçbir zaman başarı hususunda garanti vermemesi ve olası sorunları dile getirmesi gereklidir.Bu işlemin riskini hasta taşımalıdır. Özellikli bir durum varsa, anestezi riskinin artması konusunda hasta bilgi sahibi olmalıdır. Ancak acil durumlarda uygulanacak anestezi girişimi için açıklama yapılamayabilir.Tüm bunlar hastaya bir broşür olarak sunulabilir.

Kısaca, anestezist yapılacak operayona göre belirlenen anestezi tekniğini, yapacağı girişimleri anlatarak, hastayı aydınlatır.Beklenti ve korkularını gidermeye çalışır (premedikasyon). Sonuçta karşılıklı olarak onay formu doldurulup dosyaya eklenir.Anestezinin uygulandığı sırada, uygulanan ilaçlar ve girişimsel işler  anestezi takip fişi olarak, bir form halinde dosyada tutulmalıdır.

Eğer hasta imza atamayacak durumdaysa, sözlü onayına tanık olan bir kişi ile belge hazırlanır.Yaşı küçük olan çocuklar, akli dengesi yerinde olmayan hastalar, bilinci kapalı olan hastalar için varsa anne ve babası veya eşi, sonra da diğer aile yakınlarından vasi eşliğinde onayı (imza karşılığı) alınacaktır.

Hekimler ve hastalar bir hizmet anlaşması ilişkisi içindedir.Garanti edilen amaç (sağlığın tekrar yerine kazandırılması) değildir, sadece tıbbi hizmetin türü kararlaştırılmaktadır.Sonuçta hekim kendi vicdanına karşı belirlenmiş yasal kurallarla sorumludur.

Genel kabul görmüş bilimsel verilere ve kurallara karşı bir davranış / uygulama “tıbbi sanat hatası” olarak tanımlanmaktadır. Meydana gelen zarar / hasar ile “tıbbi sanat hatası” arasında uygun bir bağlantı kurulabilmelidir. Yasal mahkeme usulünde bunu,davacı olacak hasta kanıtlama zorundadır.Eğer tıbbi sanat hatasının yapıldığı hakkında büyük bir olasılık söz konusuysa, o zaman kanıtlama yükümlülüğü,hakkında dava açılan hekime aittir.

Bu nedenle hasta doktor arasında imza altına alınan protokoller önem kazanmaktadır.

Genel olarak, ameliyat öncesi hastaya ait ön muayene, hastaya premedikasyonun uygulaması, hastanın bilgilendirilmesi, anestezi yönteminin seçilmesi, anestezinin uygulanması ve beklenmeyen bir durum karşısında tedavi ve idamesi anestezi doktorunun elindedir.

Ameliyata ait zamanlaması dahil niçin yapıldığına dair girişim endikasyonu ise cerrah tarafından belirlenir ve protokole işlenir.

 

 YASAL  SORUMLULUKLAR ( Hukuk bilgisidir ** )

Hekimlerin yasalar karşısındaki sorumlulukları 4 grupta toplanır:

  • Cezai sorumluluk (adli yargı-ceza davası)
  • Hukuki sorumluluk (adli yargı-hukuk davası)
  • İdari sorumluluk (kurum içi soruşturma)
  • Mesleki sorumluluk (Tabip odası onur kurulu)

Hekimler mesleki uygulamalarından dolayı yasalar karşısında sorumludur. Bu genel kural nedeni ile bir hekimin, sadece uzmanlığı ile ilgili olarak tıpta benimsenmiş ve kabul edilmiş klasik bilgileri bilmek ve uymak zorunda olması yeterli değildir, aynı zamanda temel hukuk bilgilerine de sahip olması gereklidir. Yasalar olduğu sürece sorumluluk da olacağına göre, en akılcı yol, sorumluluk yaratan hukuk kurallarını iyi bilmek ve gereğini yapmaktır. Ülkemizde hekimlerin yasal sorumluluklarını düzenleyen herhangi bir özel yasa veya tüzük yoktur. Hekimlerin, mesleki uygulamalarındaki yasal sorumlulukları çeşitli yasa, tüzük ve yönetmeliklerle ortaya konmuştur. 1219 sayılı “Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun” halen temel yasa durumundadır.

Hekim ister insan kaynaklı olsun, ister cihaz ve teknolojik kaynaklı olsun, herhangi bir hata sonucu, hastaya zarar vermişse kusurlu sayılır. Kusur ise sorumluluk getirir.Ceza hukuku “kusursuz suç olamayacağını, bağışlanabilir kusurun söz konusu olmadığını belirtir. Kısaca kusur yoksa sorumluluk ta yoktur.

Sorumluluk, uyulması gerekli hukuk (davranış) kurallarına aykırı düşmenin hesabını verme durumudur. Kusur ise olması gereken davranışta gösterilen irade eksikliğidir. Bu genel tanımları biraz daha açarsak; hasta ile hekim arasında doğal bir sözleşme vardır.Bu sözleşme “vekalet sözleşmesi” olup burada hekim, tıp ilkeleri ve kurallarına göre gereken tedaviyi yapma sözü vermiştir.Hastayı tamamen iyileştirme, kesin sonuç alma sözü vermiş sayılmaz. Bu nokta çok önemlidir.Bunun tek istisnası hekimle hasta arasında “eser sözleşmesi” olan estetik ameliyatlar ve protez (silikon, porselen diş gibi) kozmetik amaçlı uygulamalardır. Hekim tarafından yapılan tedavi veya ameliyat gibi tıbbi girişimler beklenen sonucu vermemiş olsa bile, tıp bilimi kurallarına uygun olarak yapılmışsa hekime kusur yüklenemez. Tanı hatasından dolayı da hekim sadece iki durumda sorumlu tutulur.Eksik araştırma (yetersiz öykü alma) ve yanlış değerlendirme (B.Tomografi, grafi veya benzeri tetkikte önemli bir patolojiyi gözden kaçırma ..)

 

Hekimlik uygulamalarında kusur çeşitleri şunlardır ;

  • Dikkatsizlik: Bir tıbbi girişim sırasında yapılmaması gerekeni yapmaktır.Örneğin Allerjik olduğu bilinen ilacı kullanma, laparoskopide basıç kontrolü olmaksızın batına gaz verme, kan gurubunu kontrol etmeden transfüzyon (kan nakli) yapmak gibi.
  • Tedbirsizlik: Önlenebilir bir tehlikeyi önlemede yetersiz kalmak, geç kalmak, unutmak olarak tanımlanır. Örneğin kanama beklenen hastada kan sağlamadan ameliyata girmek, kirli bir batına dren koymayı unutmak.
  • Meslekte acemilik-yetersizlik: Meslek ve sanatın esaslarını ve optimal klasik bilgilerini bilmemek, temel beceriden yoksun olmak. Örneğin, fıtık ameliyatında kasık damarı yaralamak gibi..
  • Özen eksikliği: Dikkatsizlik ve tedbirsizlik dışında evrensel tıp değerlerini uygulamamak. Örneğin, kanamalı, hipovolemik şoka (kanama -sıvı kaybı) eğilimli hastayı bekletmek, yakın izlem gerektiren hastayı gerekli zaman aralıklarında görmemek, eksik araştırma sonucu tanı hatasına neden olmak.
  • Emir ve yönetmeliklere uymamak: Kanun, tüzük ve yönetmelikler ile yetkili idari ve mülki amirin verdiği emirlere uymamak. Örneğin acil hastaya bakmamak, bilimsel tedavi dışındaki bir tedaviyi uygulamak (şarlatanlık), işkenceye göz yummak veya yardım etmek, icap nöbete çağrıldığında gelmemek gibi.

 Tüm bu kusurlar “taksirli suç” kapsamına girer.

TAKSİRLİ SUÇ :
Kişi eyleminden doğacak sonucu bilmekte, bu sonucu istememekte, ancak gerekli önlemleri almamakta veya yetersiz kalmaktadır.

KASITLI SUÇ : Kişi eyleminin sonuçlarını bilmekte buna rağmen bilerek ve planlayarak eylemini uygulamaktadır.Örneğin, ötanazi.

Hekimlikte taksirli suçlar hatalı hekimlik uygulaması olarak karşımıza çıkar. Buna hekimliğin kötü uygulaması veya yaygın deyişle MALPRAKTİS denir.

Yeni TCK’da taksirli suçlar kapsamında tedbirsizlik, ve özen eksikliği malpraktis olarak nitelendirilir.

 

KOMPLİKASYON :  İzin verilen risk olarak tanımlanır. Her tıbbi girişimin kabul edilebilir sapma ve riskleri vardır.Bunlara komplikasyon denir ve kusur sayılmazlarÖrneğin ; köprüçük kemiği altı toplar damara kateter takılırken  akciğerin hasar görmesi, acilde uygun gurup kan transfüzyonundan sonra altgrup uyuşmazlığıyla hastada böbrek yetmezliği gelişmesi, yanık yara bakımında uygun tedaviye rağmen kontraktür – nedbe dokusunun- gelişmesi.

Eğer komplikasyon

1) Zamanında farkedilmezse,
2) Farkedilmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa,
3) Farkedilip önlem alınmasına rağmen yerleşmiş standart tıbbi girişimde bulunulmazsa, malpraktis söz konusu olacaktır..

 
 

***    kaynak / 2007 / Türk Tabipler Birliği   ***

 

– Sayfa Başına Dön –

önceki sayfa | sonraki sayfa

 
 
 
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir